Büyükelçi İsmail Hakkı Musa’nın 18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle tertiplenen törende yaptığı konuşma

İsmail Hakkı Musa 19.03.2012

Muhterem Büyükelçilerim,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli mensupları,
Kıymetli meslektaşlarım,

Bugün hüzünlü bir vesileyle toplanmış bulunuyoruz. Nitekim Çanakkale zaferimizin ve 18 Mart Şehitler Günü’nün 97inci yıldönümünü idrak etmekteyiz.

Bu kez tertiplediğimiz anma törenine başlarken, 16 Mart 2012 tarihinde Afganistan’da elim bir kaza sonucu bir helikopterimizin düşmesi neticesinde şehit olan 12 askerimizi rahmetle anıyoruz.

Tarihi süreç içerisinde elbette Türk Milleti için bugünün anlamı çok büyüktür. Çanakkale adeta milletimizin bütün şehitlerinin aziz hatıralarının toplandığı ve bir araya getirildiği yerin adıdır. Bu itibarla, düşman armadalarının Çanakkale’yi geçemeyeceklerini anladıkları 18 Mart 1915’in yıldönümlerini, sadece Çanakkale’de verdiğimiz 311.000 şehidimizin değil, bütün şehitlerimizin anılması, onlara hak ettikleri saygının gösterilmesi, anılarının yaşatılması ve nesillerden nesillere aktarılması amacıyla tertiplemekteyiz. Bu anlamlı gün vesilesiyle elbette; Malazgirt’te Anadolu’yu bu Millete ebediyen yurt yapanları, Çanakkale’de destanlaşanları, Kurtuluş Savaşı’nda mucize yaratanları ve diğer şehitlerimizi de anıyoruz.

Başta Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkenin bağımsızlığı, refahı ve hürriyeti uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden o güzel insanları tekrar rahmetle, minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Şehitlerimiz sözkonusu olunca, ayrıcalıklı demek istemiyorum ama bizim Bakanlığımızın da özgün bir yeri vardır. Nitekim Ermeni terörüyle ilk olarak, vatanını temsilen dünyanın değişik yerlerinde görev yapmakta olan Bakanlığımız mensupları ve Camiamız tanışmıştır. Öyle ki, Ermeni terör örgütleri, 17 Kasım militanları ve diğer terör gruplarınca 1973 yılından itibaren yurtdışındaki görevlilerimize ve ailelerine karşı gerçekleştirilen saldırılar sonucunda Bakanlığımız 39 şehit vermiştir.

Teşkilatımız, yıllar önce, güya bir tarihi hesaplaşma adına ülkemizin temsilcilerinin hedef seçilmesiyle birlikte muhatap olmuş, milletimiz ve camiamız şehitlerimizin acısını yaşamıştır. O şehitlerden biri de Büyükelçiliğimiz Haberleşme Teknisyeni Dursun Aksoy’dur. Merhum Dursun Aksoy, Brüksel’de dört yıllık görev süresini tamamlamak üzereyken, 14 Temmuz 1983 günü uğradığı silahlı saldırı sonucu, geride en büyüğü 13 yaşında üç çocuk bırakarak yaşama veda etmiştir. Saldırıyı ASALA terör örgütü üstlenmiştir. Yakalanan sanık, dosya henüz soruşturma hâkiminin önündeyken, Paris’ten gelen bazı Ermenilerin yalancı şahitlik yapmaları üzerine dava açılmadan serbest bırakılmıştır. Tarihte bize yüklemek istedikleri suçu, eski bir zamanda değil, yaşadığımız dönemde ve dünya kamuoyunun önünde kendileri icra etmişlerdir. Bu kabul edilemez riyakârlık maalesef hala devam etmektedir. Ülkemiz ve kurumlarımız bunun fazlasıyla idrakindedir.

Bu bakımdan camiamız, Şehitler Günümüzü aziz milletimizin bir parçası olarak anmaktadır ancak, kendisi de bunu yaşayan bir kurum olarak başka bir yoğunlukta yaşamaktadır.

Şehitler günü denince biz millet olarak elbette, on yıllardır bölücü terörle mücadelede verdiğimiz şehitlerimizi de hatırlamaktayız. Tam sayısını en iyi askeri makamlarımız söyleyebilir ancak, terörle mücadelede herhalde 40 binin de üzerinde şehit verdik. Yaklaşık 30 yıl önce atılan nifak tohumlarının ortaya koyduğu tablo maalesef acıdır. Bu süreç zarfında, Silahlı Kuvvetlerimiz ile Emniyet mensuplarımıza ilaveten, öğretmenlerimiz, aydınlarımız, vatandaşlarımız, kısaca her kesimden insanımız hedef seçilmiştir. Bu nedenledir ki, Şehitler Günü’nü, millet olarak derin bir duyarlılıkla idrak etmekteyiz.

Çanakkale elbette bu kolektif algılamanın, şehitlerimizin anısı önündeki bu toplumsal duyarlılığın adeta abideleşmiş bir hülasasıdır. O 18 Mart 1915 günü Dünya Çanakkale’nin gerçekten geçilmez olduğunu anlamış ve 18 Mart, milletimizin olduğu kadar dünya tarihinde de destansı ve özgün bir anlam kazanmıştır.

Milletimiz açısından Çanakkale’yi bu kadar farklı kılan bir başka husus daha vardır; o da kanımca; Milletimizin bu savaşta sadece Silahlı Kuvvetler mensuplarımızdan şehitler vermediği gerçeğidir. Bu mücadelede verdiğimiz şehitlerin büyük bir bölümü silahlı kuvvetler mensubuydu. Ancak birçoğu da henüz çok kısa bir süre önce silah altına alınmış çocuk yaştaki gençlerimizdi. Doktorlarımız, mühendislerimiz, öğretmenlerimiz… kısaca dönemin şartlarında toplumumuzun aydın kesimi de bu savaşta önemli ölçüde kaybedilmiştir.

Bu nedenle ülkemiz, Çanakkale Zaferi’nin haklı gururunu yaşarken, kayıplarının büyüklüğünü ve yaşadığı zayiatın telafisinin ne kadar zor olduğunu da idrak etmektedir. Üzerinden neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen, bu kayıpların bünyemizde yarattığı tahribatın derin izlerini hala hissetmekteyiz. Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde; Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ağır bedeller ödenerek inşa edildiğini müşahede ediyoruz. Bu bedeli hayatlarıyla ödeyen Şehitlerimiz arkalarına bakmadılar, geriye dönüp dönemeyeceklerini bile düşünmeden cepheye yürüdüler. Pek çok ailenin birden fazla mensubu şehit düştü. Bizler millet olarak bu gerçeğin de bilinci içerisindeyiz. Şehitlerimizin gösterdikleri fedakârlıkları ölçebilecek ehliyette değiliz. Bu şuuru taşıyor isek ki taşıyoruz, bizim de arkamıza bakacak zamanımız olmadığı kanaatindeyim. Günümüzün imkânlarını ve diplomasinin olanaklarını en iyi şekilde kullanarak, milletimizin daha müreffeh, daha özgür bir gelecek inşa edebilmesi amacıyla elimizden gelen gayreti sarfetmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Şehitler Günü’nün bizler için yeni bir “muhasebe zamanı” olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Pazartesi - Cuma

09:00 - 13:00 / 14:00 - 18:00

Vize başvuruları için Başkonsolosluğun irtibat numarası +32 (2) 548 93 40